deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

  • meşru mermi

    0

    uğur kaymaz ın bedeninden çıkan her bir merminin ya da devlet terörünün yeni adıdır meşru mermi.

    uğur kaymaz ; mardin'in kızıltepe ilçesinde 21 kasım 2004'te henüz 12 yaşındayken babasıyla beraber öldürülmüş çocuktur. ölü olarak ele geçirildiği düşülmüştür kayıtlara, 12 yaşında bir bedenin. ayağında terlikleriyle polisle çatışmaya girdiği iddia edilmiştir; 12 yaşında bir çocuk, ayağında terlikleriyle , babasının yanında 9 tanesi sırtından toplam 13 kurşunla ,ölü olarak ele geçirilmiştir.

    tarihe kızıltepe davası olarak geçen davanın neticesinde; 4 polisin nefsii müdafa yaptığı tespit olmuş ve polisler beraat etmiştir. 12 yaşında bir çocuk bedeninde 13 kurşunla , polis amcalarının nefsi müdafaası ile ölmüştür. çocuk değildir o, ölü olarak ele geçirilen bir teröristtir devlet babasının gözünde. suçu; mardin in kızıltepe ilçesinde bir kürt ailenin çocuğu olarak doğmakla sabitlenmiştir. bu suç bu memlekette yeter de artar denilesidir zaten. 12 yaşındaki o bedenden çıkan 13 merminin her biri masumdur olabildiğine, meşrudur bu memlekette. vatanın birlik ve beraberliği adına sıkılmıştır o küçücük bedene.
    kızıltepe davasından çıkan sonuçtur bu! uğur ölünce ya da uğurlar öldükçe vatanın birlik ve beraberliği kopmaz bağlarla daha bir sağlamlaşmaktadır zaten. hem bu uğurda iki hafta önce 86 çocuğa cezalar yağdırılmamış mıdır zaten ? her şey vatan için sonuçta. çocukları , okullara göndermek yerine içeriye tıkmak da ya da ayağında terlikleriyle yemek yediği sofradan kaldırıp, dışarda 13 kurşun sıkmakta vatan için. birlik ve beraberliğimiz için. türk- kürt kardeşliği için, bölenlerin kalleş olduğu hani şu meşhum kardeşlik için.

    uğur , canım yanıyor. uğur, dilim varmıyor ne laf anlatmaya, ne tartışmaya. uğur , öldün ve seni öldürenlerin masum olduğunu öğrendik. uğur, bizi affet. o küçücük bedenden çıkan her kurşun meşru uğur. batıdaki çocuklara polis haftasında şeker dağıtan polis abilerin, sana kurşun verdiler uğur.
    çocuklar öldürülmesin değil mi uğur, şeker de yiyebilsinler !

    uğur; kardeşim! uğur; çocuğum! uğur, ez bı mırın!

  • beste yaptım şaheste

    2

    ayağımızın tozuyla

    nümayişkar bir kalabalık tarafından havalimanında karşılandıktan sonra ayağımızın tozuyla otele geldik. imza atmak gerekiyormuş (diğer yazar kardeşlerim size de attırdılar mı imza, çok kazık maddeler var lan, başka yerde yazmayacağıma, 99 yıl süreyle yazdığım herşeyin telifinin tembel namlı yazara ödenecğine namusum ve şerefim üzerine imza attım lan. imza öncesinde içtiğim fruko gazoz biraz başımı döndürdü ama neyse olan oldu)
    neyse efenim imzamızı attık odamıza çekildik. odada bembeyaz kuyruklu bir piyano beni bekliyor idi. üzerinde hoşgeldin yazan bir kocaman kırmızı kutu ile. açtım baktım frak. frak giymiş herkesin penguene dönüştüğü bir dünyada buzulların geleceğini düşünerek ben de küresel ısınmaya katkıda bulunmak için harakete geçtim. geçer geçmez parmaklarım karıncalanmaya başladı. frak ve kuyruklu piyano ikilisi beni çağırıyorlardı derhal avdet ettim.
    kıçımı o güzelim tabureye koyar koymaz siyah beyaz tuşlarda gezinmeye başladı parmaklarım... (lirik yok. üç nokta yok. sözleşme var)
    bildiğin çalıyordum yani. o tanıdık melodiye söz yazarken buldum kendimi (haleeeluyyaaaa, haleeeee luuu yaaa idi orijinali) çin malı olduğundan herkesin şüpheleneceği helolaloraaaa helo lalooo raaaaa adlı bestemin single'ı çok yakında hipermarket kasalarında, prezervatiflerin heman yanında... (bunun gelirini de tabi ki iş şu sözleşme ile tembel efendi nzdinde bloga bağışlamış bulunuyorum)
    huzurlarınızdan ayrılırken bir dahaki yazıda nispeten normal şeyler yazmayı umuyorum.

    hadiyos.

  • aktüalite

    6

    tıknefes blogunuz helolalora? orta sahada çok koşup top kapacak genç oyuncu açığını altıncı neslin parlayan yıldızı mahmur beste ile giderme yoluna gitti sevgili izleyenler. helolalora? transfere doymuyor. sizin de çok umurunuzdaydı zaten.

    burada yazılan saçma sapan şeylere kızıyor, hırsınızı kanalize edecek mecra bulamıyor musunuz? helolalora?nın en az kendisi kadar tırto özelliklerle donanmış mybrute karakterine aşağıdaki linkten ulaşıp kaşını gözünü açabilirsiniz:

    http://helolalora.mybrute.com/

    helolalora? halka rağmen, halk için.

  • yalan

    0

    candan erçetini severim. şarkılarını, yorumunu, sahnede duruşunu severim. arada şarkıları merhem olur açık yaralarıma, arada dinlerim. bir süre öncesine kadar "meğer" e takmıştım kafayı mesela, dilime dolanmıştı , söyleyip duruyordum. sonra bitti, ben tekrar led zeppelin e döndüm. bu aralar yalan var dilimde, dünyada ölümden başkası yalan, pazar akşamından beri böyle, beynimde sürekli dönüp duruyor, candan yine bilmeden canıma dokunuyor.

    halamı kaybettim, pazar öğleden sonra. artık halam yok. dünyada en sevdiğim , benim için en özel insanlardan birini daha kaybettim. dün toprağa verdik halamı, toprağa karışacak artık. ölü bedenini gördüm en son, nihayet huzura kavuşmuş görünüyordu. 47 yaşındaydı halam ve bu 47 yıllık ömrünün son 7 yılında hastaydı. kanserdi. ama mücadele ediyordu. o yüzden şoktayım hala , çünkü ne kadar kanserde olsa bana hep kurtulacak gibi geliyordu. hep düzelecek, tekrar gözlerime ışıl ışıl bakacak gibi geliyordu. ama anlamam gerekirdi öleceğini, çünkü o bu dünyaya yakışmayacak kadar iyiydi. dürüsttü, yalansızdı, riyasızdı, buraya hiç bir zaman ait olmamıştı ki zaten, neden daha fazla kalsındı. gitti. bir daha dönmeyecek. bir daha saçlarımı okşamayacak halam, gülümsemeyecek, heval im deyip sarılmayacak bana. o yok artık. benim halam yok.

    halamla aramızda özel, ayrı bir bağ vardı. ben onun en sevdiği yeğeniydim, o benim en sevdiğim halam , aslında en sevdiğim iki akrabamdan biri. akrabadan da öte, o benim canlarımdan biriydi.çocukken, memlekete giderdik yazları, henüz büyükler ölmemişti. kalırdık biraz sonra geçerdik. ben en çok ona kavuşmayı severdim. o yüzden köye gitmeyi severdim. halamın boynuna atılırdım direkt. herkesten önce o gelirdi. o da beni beklerdi zaten, bilirdim. halam genç kızdı o zamanlar, o kadar güzel gelirdi ki, simsiyah saçları, hafif dolgun vücudu, ceylan gözleriyle o kadar güzeldi ki, hayran hayran bakardım ona. yaz akşamları , bütün gün koşturup durduktan sonra en sevdiğim kısım gelirdi. iki odası vardı dedemlerin evinin. babaannem bir odaya geçerdi, annemle babam bir odaya, halam terasa yatak sererdi, orası bizimdi. yer yatağına uzanır, halamın koynuna girerdim ve başlardık yıldızları seyretmeye. yıldızlar o kadar yakın görünürdü ki , hani elini uzatsan yakalayacakmışsın gibi. halamla hayaller kurardık yıldızlara baka baka, bana o yıldızların efsanelerini anlatırdı ya da başka hikayeler, o hikayeleri dinleyerek uyurdum ben. sonra büyüdüm , şans ya büyüdükçe halama ne kadar benzediğim ortaya çıktı. gören herkes beni ona benzetirdi, ikimizde haklı bir gurur duyardık bundan, zaten başka birine benzemem zul kaçardı, bu sevgiden sonra. birileri bana bakıp onun yanında yeğenin pek de güzelmiş dediğinde hemen atılırdı, aynı bana benziyor değil mi, benim gençliğim, bunu söylerken gözleri gururla ışıldardı. artık ışıldamayacak o güzel gözler , artık bakmayacak bana, artık sarılmayacak, artık saçlarımı okşamayacak halam. benim artık halam yok.

    yalan, her şey o kadar boş geliyor ki iki gündür bana. onu toprağa verdim. halamı en son kefenleneceği zaman gördüm. yıkanmıştı, üstünde beyaz bir örtü. bakamadım o yüze, bakmaya doyamadığım o yüze bakamadım.

    hiçbir şeyin anlamı yok. tek gerçek var ölüm. yaşanan her sıkıntının çözümü var, bir tek ölüm çözümsüz. sınavdan düşük not mu aldın, çalışırsın bir dahakine iyi bir not alırsın. dostun kazık mı attı sana , hiç dost olmamışsınız demek der, yoluna devam edersin, ailenle mi tartıştın bir kaç gün sonra barışırsınız, sevgilin mi terk etti üç gün ağlarsın ama dördüncü gün toparlanır etrafa bakınmaya başlarsın, bir yenisi gelir nasılsa.

    benim artık halam yok, başka hiç bir şeyinde şu anda benim için anlamı yok.

  • muhsin yazıcıoğlu

    2

    (bu yazıyı sözlüğe yazmıştım ama silindi. ben de kaybolmasını istemediğim yazılarımdan biri olduğu için buraya kaydetmeye karar verdim. )

    kimdir muhsin yazıcıoğlu? 1970 li yılların ortalarından bu yana , bu memlekette ülkücü cenahın işlemiş olduğu hemen her katlde bir şekilde yer almış kişi. bir katil. balgat katliamı, bahçelievler de 7 tip li öğrencinin öldürülmesi, maraş katliamı ve en son sevgili hrant dinkin öldürülmesinde adı hep azmettirici, planlayıcı, koruyucu ya da destekleyici olarak geçmiş. bir katil ve katil sever , ülkü ocakları başkanı iken kendisi abdullah çatlı da yardımcısı , abdullah çatlı nın her nevi koruyuculuğunu üstlenmiş kişi. mit ten olduğu gün gibi bilinen ama asla söylenmeyen, mehmet ağar gibi aynen bir karanlık, kapkaranlık kişi. hakkındaki tüm bu iddialar , yine kendi ülkücü arkadaşları tarafından itiraf edilmiş, ama o hep kurtarmış, idamdan yargılanıp da 7 yıl yatarak kurtardığı gibi. var olan tüm sağ iktidarları hep desteklemiş, en son abdullah gül ün cumhurbaşkanlığı na destek verdiği gibi. sağ iktidarların koruyucu meleği, şeytan mı desek ? hakkında bu kadar iddia hep dolaşmış , ama nedense asla tam olarak araştırılmamış, tam bir soruşturma ve yargılamadan geçmemiş , hep korunmuş kollanmış kişi.bana bahsetmeyin şimdi mamakta yattı, işkence gördü falan diye. adam idamdan yırttı daha nolsun ? aynı mehmet ağar gibi konuşursa taş yerinde kalmayacak kişi, o kadar korkulur kendinden. gazetelerinden oraya buraya tehditler yollayan bir partinin başkanı. eli kanlı, tepesine kadar kan içinde kalmış katil!

    öl, muhsin yazıcıoğlu, öl! çünkü biliyorum ki yaşarsan yine tbmm ye gireceksin ve elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaksın aramızda. asla yargılanmayacaksın, saygın! bir milletvekili olarak tamamlayacaksın ahir ömrünü.

    öl muhsin yazıcıoğlu öl ki, öldürdüğün o gençlerin ailelerinin yüreği ferahlasın azıcık, ocaklara düşürdüğün o ateşlerin karşılığı olarak.

    öl, öl ki bir faşist eksilmiş olsun dünyadan, aynı türkeş in öldüğü gün gibi bayramımız olsun 25 mart!

  • İlk yazı: Helolalora'nın taraftarlarının ününü duymuştum.

    2

    Hoşbuldum efendim... Nice mecralardan sonra buraya gelebildiysek ne mutlu bize. Türkiye'de entelijansiyanın, sanat taifesinin bir özelliği dikkatimi çekmişti hep. Birbirinden ayrı iki isim bir ara aynı lisede sınıf arkadaşı olmuş, birinin dayısı öbürünün eniştesi, ötekinin kuzeni öbürsünün gurbette yoldaşı,ötekinin mahpus arkadaşı berikinin birlikte dergi çıakrdığı adam olmuş.
    Kendi kıt analiz yöntemimle hepsinin birbirine yakın evlerde yaşadığı sonucuna varmıştım. Bir yazar dergi mi çıkarıyor? Hemen yolun karşısındaki eve gidip "Esat Sabri, editör olsana" diyor mesela; Orhan Veli , Mina 'ya gidip "bizim anahtarı annem size bırakmış herhalde" diyor, anahtarı alıyor vs. Böyle böyle camia gelişiyor. Buranın mazisi kısmen de olsa böyle bir benzetmeyi hak eder bence.

    İşte, bir yerlerde hikayesi olmayan bir başlangıç, hikayesi olan tecrübelere dönüşüyor. Özeti: nereden nereye? Buradan başka bir yere, belki.

    Hoşbuldum, "taraftar zok iyi, takim iyi ,en buyuk herola"

  • güneşi gördüm ve mazlum bir insan olarak mahsun

    7

    gittim, izledim bu filmi. nedir, ne değildir anlayalım değil mi? çok feci halde spoiler içerecek haberiniz olsun, daha da karışmam gerisine, benden günah gitti.

    e madem başlayalım bakalım anlatmaya, neymiş bu film.

    şimdi iyi bir şey tabii, sevgili mahzun abimiz için hani geldiği nokta. zira kendisinin ahmet kaya ya malum gecede, sırf kürtçe şarkı söyleyeceğim yeni kasedimde dediği için çatal-bıçak v.b. , her an silaha dönüşebilir nesneler fırlatan serdar ortaç gibilerle bir olduğunu biliriz. az çatal atmamıştı o gece ahmet abimize. aradan 10 küsur yıl geçmiş ve mahzun abimiz aslında bir kürt sorunu olduğunu kabul edip bu yaraya parmak basan bir film çekmiş. e güzel. sorun yok. yalnız birinin bu arkadaşa demesi lazım sanırım, bir filmde hani genelde tek bir konu anlatılmak istenir ve onun üzerine yoğunlaşılır , elbette yan konular vardır anlatılmak istenen ama asıl olarak konu tektir. ben dün akşam sinemada film mi izliyorum yoksa akdeniz salata mı yiyorum anlayamadım. ne arasan var yahu! neye üzülsem şaşırdım. kürt sorunu, göç sorunu, savaşın bizatihi kendisi, kadın sorunu, çocukların hali, eşcinsellere uygulanan ayrımcılık ve şiddet, fakirlik, babasıda kördü hadi orda da engelli sorunu, derken norveçe giden amca ve orada yaşayan dayı üzeinden de memleket hasreti , dahada saysam çıkar hani. bu ne yahu ?

    bunun dışında siyasi olarak bol bol ajite yerseniz, üzerine de popülist yaklaşımlar, hadi size kürt sorununu anlatan film afiyet olsun .

    elbette beğendiğim yanlarıda oldu, savaşı oradaki halkın gözünden gösteriyor ve ne çektiklerine bir bakın diyor. bu iyi bir şey, en azından bu ülke için, çünkü bu savaşın asıl mağduru özellikle bölgede yaşayan insanlar. iki kardeşin karşı karşıya gelmesi ve politikanın kardeşler üzerindeki etkisi üzerinden altan erkekli nin baba rolüyle çıkıp siz kardeşsiniz sakın unutmayın demesi, bence en iyi politik mesajlardan biriydi. yıllardır bu iki halkın kardeşliğini savunmuş bir kürt olarak son derece beğendim o sahneyi.

    yalnız ali sürmeli nin oynadığı rol üzerinden konuşmak istiyorum. kesinlikle rol yapaydı. bir adam düşünün 80 darbesiyle yurtdışına kaçmış zamanında diyarbakır zindanında kalmış ve o meşhur işkenceleri yaşamış bir adam; ki bu adam 80 darbesinden bahsederken faşist kadro diyecek kadar hala sol bilincini koruyacak ve emperyalist devletler işte onlar kaşıyor, onların çıkarları yüzünden bitmiyor bu savaş ve baştakiler birbirini yiyor zaten halk ne yapsın gibi son derece sığ son derece kahvedeki mehmet ağa açılımlı bir politik yaklaşım içerisinde bulunacak bu savaş için. 80 de diyarbakır cezaevinde yatanlar kimlerdi diye bir baksaydı mahzun belki yardımcı olurdu hani bu rolün ne şekilde konuşturulması gerektiğine. kawa, uko, ddkd ve pkk -gerçi daha o kadar yoğun değildi pkk- gibi kürt oluşumlar ve tikko gibi daha o zamanlarda kürt halkından bahseden türk örgütlerine üye insanlar yattılar. zannetmiyorum ki bu kadar dar bir bakışla bu sorunu yorumlasınlar.

    tabii, adam tam ortaya karışık yaptığı için filmi, işte filmde geçen başka bir konu; esas adamın-mahsunun yani- çocuklarını devlet elinden alıyor ve bir yetiştirme yurduna veriyor, allahım nasıl huzurlu bir yer, müdire anne nurseli idiz zaten. herbirkesler o yurtta çalışan, sevgi dolu, böyle ışıl ışıl, herkes pembe gönlüm sende giymiş zaten. insanın evini barkını bırakıp yurda yerleşesi geliyor. malatya çocuk evi skandalı başka bir ülkede yaşandı zaten. hiiiiç inandırıcı değildi. çok güldüm.

    neyse film bu kadar , izledik çıktık falan. kendimce eleştirdim. ister izleyin, ister izlemeyin. karar sizin

  • altlejant helolalora?da


    yeni transfer julio altlejant, hava limanında kalabalık bir taraftar grubunca karşılandı.



    ayağının tozuyla, tesislerde sağlık kontrolünden geçti.


    asbaşkan hasbi vandal ile birlikte imza merasimine katılan andreas altlejant,



    aynı gün yeni takımıyla ilk idmanına çıktı.



    joaquin altlejant'ın kız arkadaşı brezilyalı model ana maria conchita da ev bakmak üzere önümüzdeki hafta ülkemize gelecek.

  • öylesine

    3

    sustum..
    hesaplaşma zamanı kendimle. günlerdir uyku yok , gözlerim uykuya hasret. gözkapaklarım değmiyor birbirine ve geceler geceleri kovalıyor. karman çorman aklımı kaybediyorum, yarım akıllıydım zaten o da gidiyor elimden.
    tüm gölgeler teker teker çıkıyor karşıma, gecenin anlamı.
    gölgeler, geçmiş, geçmişim..
    içime attığım ve kapattığımı sandığım tüm korkular bir daha.
    yaşayan ve yaşamayanlar adına, sarhoşum.
    sızı, derin . yaralar pansumansız. kesip atmalı, kesip atmalı..
    bakma bana, bakma öyle.bilmez misin , kelimeler iktidarın oyuncağıdır.
    saçma, ayakta kalmaya çalışmak kadar, yenilgiyi kabullenmemek de saçma.
    dünya düştü avuçlarımdan,
    ben yenildim...

  • mutlu bir olay

    8

    iyice erkek öğrenci yurduna dönen helolalora?da bir tanecik hemcinsim bulunsun diye gösterdiğim çabalar nihayet meyvesini verdi, feminen yazar queenie, elinin hamuruyla aramıza katıldı değerli okurlar.

    bu mutlu olayı balık pazarı'nda bulunan tarihi cumhuriyet meyhanesi'nde soğuk rakılar eşliğinde kutladıktan sonra, aznavur pasajı'nda optik maksut ağabey'e uğrayıp yeni grup fotoğrafımızı çektirmeyi de ihmal etmedik elbet. fantaghiro sırf bu resim için çin'den geldi, ona göre kıymetini bilelim.


    helolalora? ekibi toplu halde. soldan sağa: ahmak ı hayal, eleanor, tembel, vandal, queenie, fantaghiro. (foto: ajans maksut yashica.)

  • mega transfer

    10

    göz bebeğiniz helolalora? ara transfere hızlı girdi. itü sözlük'ün değerli ve şiddetli kalemlerinden eleanor, altı ay kadar süren yalvarma seanslarımız neticesinde, iki milyon dolar garanti + yazı başına para, florya'da triplex villa ve lüks bir 4X4 karşılığında prensip anlaşmasına imza attı. pek iyi neden eleanor? çünkü yaşam dinamittir.

  • communication breakdown


    anlaşamıyoruz arkadaş. herkes kafasında biriktirdiği kendine özgü meyve kokteylini ortalığa saçıp köşesine çekiliveriyor. anlaşmak ne zor, iletişmek ne zul yahu bu çağda. ne yapalım, temelden mi ele alalım? gidip duvarlara mamut resmi mi çizelim nedir? hayır paint'te çizilmişi var icabında yani. olay oysa, ona da varız.


    bu blogu oluşturan dört kişinin aslında ne kadar alakasız insanlar olduklarının farkında mısınız? tabi ki değilsiniz, ne siz bunun farkındasınız ne de samet farkında. aluminyum light panel sistemine yaslanmış vaziyette kukumav kuşu gibi düşündüğüne bakmayın, koşulları çok iyi o lavuğun: özel sağlık sigortası, sodexho ticket, şirket arabası (renault symbol), kurumsal hatlı blackberry... komple muamelesi var.
    (resimdekiler: soldan sağa, vandal, ahmak ı hayal, fantaghiro, tembel)


    bir jedi şövalyesi, bir tenis hakemi, bir radyo şovmeni ve bir türk biraraya gelirse ne olur? işte böyle fıkra gibi bir blog çıkar ortaya. sonra da "vay bir konseptim bile yok" diye ağlayanlar, falanlar, filanlar. bakınız, günümüzde, modern dünya orduları son derece konseptli bir yaşam sunuyorlar gönüllü ya da gönülsüz katılımcılarına. isteyen hazır, nazır, yüzyıllardır denenmiş bir konseptin tadına bakabilir bu kuruluşlarda. amerikan silahlı kuvvetleri'nin 2008 yılındaki "recruitement" seviyesi hedeflenen sayının yüzde hatırı sayılır bir miktar üzerine çıkmış. amerika'nın cencileri ve latinoları da konsept arayışında görüldüğü gibi.
    (resimdekiler: soldan sağa, ahmak ı hayal, fantaghiro, vandal, tembel, ein)


    konseptsizliğin nadir kuşlarına, helolalora? dedirten başlık.

  • yeni yıl mesajı

    0

    tekrar merhaba, gördüğünüz gibi ana sayfadaki maksimum post sayısına ulaşınca neyle karşılaşacağımızı anlamaya çalışıyorum. şu anda 10, icabında arttırılabilir.

    bu akşam rok bara gidiyorum. 11 pm civarında canlı müzik çıkacakmış. ben de 9.00'da girer 11.00'da ayrılırım diye düşündüm. böylece 11.30 sularında eve varıp canlı performansta ay çiçeği (a.k.a. çiğdem) çitlemeye başlayabileceğimi umuyorum. ağlayarak uyanır çiğdem kabuslardan.

    bugün ilginç bir uyarıyla karşılaştım: "gece yarısından evel sakallarını kes yoksa bütün yıl sakallı gezersin." bütün yıl yapmak istediklerimi alıp yapmamak istediklerimi atarak, hep bir ağızdan geri sayım yapılan, ellerde üfleyince uzayan zımbırtıların ve kafalarda koni şekilli tuhaf şapkaların hazır bekletildiği o on saniyeyi cevat kelle rolündeki sinan bengier gibi geçirmek istemiyorum halbuki. gerek yeni yılın bir parça akışına bırakılması, gerekse eski yılın son on saniyesinin lüzumsuz ve zorlayıcı angajmanlara sokulmamasıdır dileğim.

    kamuoyuna saygıyla duyurulur.

  • brokoli

    evvet! denemeye devam ediyoruz. görüldüğü gibi şimdilik gaz ve toz bulutu halindeyiz. fakat büyük patlamayı tetiklemek, yaşamı okyanuslarda başlatmak ya da adem'i çamurdan yaratmak elimizde. kaostan düzen çıkarmak için öncelikle kaosa ihtiyacımız var.

    değerli yazarlar ahmak ı hayal ve fantaghiro da ricamızı kırmayıp aramıza katıldılar. böylece arkayı dörtlemiş olduk. ölçeği yakaladıkça birbirimizi dolduruşa getirip üretime geçeriz diye umuyorum.

    şu anki görüntünün aksine, amacımız kendi küçük itü sözlük'ümüzü kurmak değil. o, büyük haliyle, gayet iyi. orada ya da başka mecralarda eksikliğini duyduklarımızı buraya dökebilmek. zira, blog denen şey, bir yoksunluktan, bir huzursuzluktan, bir kendiyle barışık olamamadan doğuyor. tıpkı bir defter açıp "sevgili günlük" diye başlayan ağlamaklı yazılar döktürmek gibi. tabi burayı başkalarının da okuması ihtimal dahilinde olduğu için fazla sinkaflı yazmamaya gayret edeceğiz.

    bir de vandalcığım, şu sebze işine çözüm bulsak artık?

  • zerzevat-sal

    0

    şimdi büyük ve görkemli şeylerden sözedeceğim. öyle ya da böyle olmasından. ya da hiç olmamasından. zerzevatsal bazı kaygılarla hıyarın etimolojisinden, armudun formundan. belki bir ironik embesilin hatıra defterinden ya da kaza sonucu ölümünden. en azından bunlar ihtimaller. gerçekleşmeleri ya da tam tersi için şimdilik belirgin bazı nedenler yok. üstelik kişisel bazı nedensizliklerden kaynaklanıyor olma ihtimalleri de çok yüksek. çünkü yaşam dinamittir. neden "Helolalora?" olmasın?

  • karnıbahar

    3

    acaba ben ibnelik yapıp farklı bir fontla mı yazsam diye düşünmekteyim. du bakalım ya deneme bu. tembel arkadaşın arkasında bir ordu yazar var sanıyordum, yine kaldık kereviz gibi.

  • kereviz

    11

    aslında baktım da, dinamit de olabilirdi. başlık anlamsızlığından bir şey yitirmiyor. ne yazacağımıza şimdilik karar veremediğimizden devamlı blogun kendisi hakkında yazıyoruz zaten. ortam mantar panoya döndü.

    blog oluşturma fikri bir akşam vandal "çıplak fotolarını çekicem, hustler'a kapak olacaksın, binecem üstüne vuracam kırbacı" şeklinde başıma ekşidiği sırada konuyu değiştirmeye çalışırken çıktı. kişisel toplantı notlarımızı sözlüğe (itü sözlük) yazamıyoruz, yazınca çirkin oluyor, böyle bir olay yapabiliriz gibi geldi. hala da geliyor. helolalora ismini ali kamber bulmuş. gazına bile patent alan adam bu ismi kopiraytsız falan kullanmamıza nasıl izin verdi, henüz anlamış değilim. soru işaretini de ben koydum. (öyle deme, odayı dolu gösteriyor.)

    ilk günlerde siyah fonlu, mavi kanlı, son derece şık bir stilimiz vardı. fakat bu mimar camiası kendisini olur olmaz her şeye müdahaleyle mükellef saydığından, türlü badirelerden sonra, nihayet bugünkü pop-art-plaza-yönlendirme-tabelası tandanslı dizaynımıza kavuştuk. fena da olmadı hani.

    işte bu bizim hikayemiz. öyle saf, öyle temiz. helolalora? çünkü tarih kerevizdir.

  • Helolalora?

    Günaydın. Bu gecelik bu kadar yeter. Helolalora?nın son hali budur, böyledir. Frame genişleyebilir, bilemiyorum. Yarın bakarız. Bence böyle fena değil. Hem yuppieyiz hem de "söyleyecek şeylerimiz var" tribi oldu gibi. Tekrar günaydın.

  • armut

    cin olmadan adam çarpmaya uğraşan internet şalalası helolalora? yine iç çalkantılarla çalkandı. aslen vandal'ın edremit'teki yazlığı olduğu söylenegelen deniz feneri benzeri tuhaf yapı aniden hangi güçlerce yıkıldı? yapı ruhsatının fake olduğu doğru mu? bütün bunlar az veya sonra değil.

  • piyasalara yeni yıl şoku: helolalora? ansızın açıldı

    0

    açıldı da ne oldu? valla biz de sokaktaki adamın yalancısıyız. gündeme bomba gibi düştü. memur, emekli, dul ve yetim yine fakirleşti. dört kişilik bir ailenin mutfak masrafı. bugün bir file kaça doluyor? neyle doldurduğuna göre değişir. beluga havyarının ne işi var o filede?